12 Haziran 2011 Pazar

ya bu benim içimde mekan tutan da kimdir?

'iki kişiyi görevlendirmişti' cümlesini 'iki şişeyi görevlendirmişti' diye okumakla bugün hayatımın en güzel şeyini yaptım. bir şişe bir kişiden çok daha önemli olabilirdi. ve bir şişeyi milyonlarca kişiye değişebilirdin. değişebileceğim tüm insanları aklımdan geçirdim. zor olmadı ve son derece fazlaydılar. siz şimdi fazla oluşuna takılırken ben bunun ayrımına varabiliyor olmanın zevkini yaşayacağım. hem de bu zevki şişeme anlatacağım, size değil.
kafamda filler sikişiyor. biri çıksın ve iki şişe görevlendirsin istiyorum benim için. duygularımı mantığımın önüne koyabilecek kadar. sarhoş olmamı sağlayabilecek kadar.

'yaz geldi mi bende herkes gibi denizi düşlüyorum, denizi düşünüyorum' diyebilecek kadar. benim sarhoşluğum bu kadar. böyle güzel, böyle özel. 

11 Haziran 2011 Cumartesi

zehir'e karşılık.

ve...
akıtıyorum...
içindeyim artık, en derininde...
bugün de söylediğim gibi
'bir meniyi reddetmek; varolabilecek en büyük günahtır'
işte sen bu yüzden, bu zehire hayır diyemeyeceksin.
hoşuna gidecek çünkü bambaşka bir dünyada uyanmak
ve düşlediğin yerde olmak...
hoşumuza gidecek!
ve bunu yaparken ben;
kainatın en ölümcül,en bencil yaratığı gibi
sadece kendimi düşüneceğim... seni...
ve sen;
'beni bedensel, günaha ilişkin dayanılmaz bir perhiz' e
asla mahkum edemeyeceksin.
istemeyeceksin çünkü...
istemeyeceğiz...

5 Haziran 2011 Pazar

bir günaydın. ama benimkinden.

iş haline gelmiş bir 'günaydın'
evlilik sonrası sikiş gibi.
beni sikme.

makarna.

sıcaktı.bedenler artık daha ince giyiniyorlardı. sen de öyle. ve ben senden yayılan bu gizli güce bile bile kanıyor, bu güçten asla vazgeçemiyordum. arabadan inen beyaz elbiseli kadına baktıkça Fante'nin kasıkları yanıyordu. seni düşündükçe kasıklarım yanıyor, parmak uçlarım hassaslaşıyordu. hissediyordum. eksik olan dokunulası bir tendi. senin tenin. yoktun. gel dersem gelirdin, istiyordum, ama yapamıyordum. istiyordun ve beni bekliyordun. bu bekleyişin süresini sen ve ben belirleyecektik.biz. ve bize arzularımız , hayallerimiz eşlik edecekti.

4 Haziran 2011 Cumartesi

sen de mi güzelsin. onlar kadar.

size bugün deniz ve umutun aşkından bahsedicem.

normal bir gündür. sevgilinle oturuyorsundur. Bir şey olur, o sana bir şey söyler, ama herhangi bir şey, ya da senin aklına çok özel, çok güzel bir şey gelir. ve gidip onu öpmek istersin. tam da dudaklarının bittiği yerdeki çukurdan. nefes aldığım süre boyunca bütün 'gamze' lerden nefret etmiş biri olarak 'çukur' a bayılırım. öpersin. ben çok öptüm. ve bu başka bir his emin ol.

bugün umut denize kullandığı parfümden çok daha güzel koktuğunu söyledi. bu iltifat denizin öylesine hoşuna gitti ki dudağının bittiği yerdeki çukur hemen beliriverdi. ama çukurlar farklı farklı. bu tam öpmelikti. öpmedi.
deniz umut un elini tutmak istedi. tutmadı. bunun adı 'tenin istediği halde tene deyememesi' idi. iliklerimde hissettim.

umutla denizin aşkı bu kadar. sadece söylemek istediğim ikisinin de erkek oluşu. görünüşte. ve doldurulamayan çukurlar. bende de var.