26 Eylül 2010 Pazar

Bir, iki, üç…

Hiçbir şey annemin salona girmesiyle başlayamazdı, çünkü ben Ankaradaydım. İki gün içerisinde gördüğüm tüm insanlar yuvarlak bir masa etrafında toplanmışlardı.

Derin, tırnaklarını yiyordu. Ahmet amcanın yanında köpeği yoktu. Oysa bu saatlerde onu hep yürüyüşe çıkarırdı. Berkcan elinde karamelli dondurma öylece oturuyordu. Niçin çilekliden vazgeçmişti ki? Selma teyzenin göğüsleri çok küçüktü. Dolgun görünmeleri için bir sutyen almıştı ve bir haftadır onu takıyordu. Bir görseniz, sokakta yürürken öyle mutluydu ki. Ama Selma teyze bugün hiç sutyen takmamıştı. Leyla pembe bir ruj sürmüştü. Oysa onun dudaklarına en çok kırmızı yakışırdı.

Ahmet amcanın köpeği, Leyla’nın kırmızı ruju, Berkcan’ın çilekli dondurması, Selma teyzenin sutyeni… Hepsi masanın üzerinde duruyordu. İyi de neden? Anlam veremedim.

‘Sıra sende’ dedi Selma teyze kızına. Kızı, biranın dökülüşünü koydu masaya. Bardağına bira doldururken kocasını izlemeyi seviyordu çünkü. Hem köpüğünün bıyıklarında bıraktığı iz de onu baştan çıkarıyordu. Biliyordu ki birazdan tutku dolu bir öpüşme başlayacaktı. Barış scorpions konser biletini koydu. Eda kaçan çorabı engelleyen ojesini. Murat çizim yeteneğini.
Alt kattaki yaşlı teyze yakın gözlüklerini ve şişlerini koydu. Artık torununun çeyizine potin örmek yoktu. Ömer fotoğraf makinesini koydu masaya. Türker’in babaannesi muhteşem pesmet pişirme yeteneğini. Esin transkriptini. Karşı komşu Müge Anlı’nın sabah programını.

İki gün içerisinde gördüğüm herkes kendilerini mutlu eden şeylerden vazgeçiyorlardı. Derin tırnaklarını yiyordu.

Duygu Alkan sesini koydu masaya. Ekin duvarında asılı olan ‘amelie’ posterini. İnan Murat Yımazyıldırıma olan hayranlığını. Özgür karısı için aldığı kırmızı şarabı koydu. Her gün karısına ve de kendisine birer şişe alırdı. Sana ve bana tutku ısmarlıyorum derdi. Karısı bütün bir şişeyi dibinde üç-beş damla kalıncaya dek içer, o üç-beş damlayı da kulaklarının arkasına sürerdi. Bakmayın öyle, gerçekten afrodizyaktı. Özgür işini biliyordu. Derin ise tırnaklarını yiyordu.

Tuna koklama duyusunu koydu masaya. Çimlere sırtüstü uzanıp gökyüzünü koklamak yoktu artık. Kerem için de balık tutmak yoktu. Çünkü oltasını koymuştu. Ada küçük aşk hikayesinin başlama sebebi olan mabel sakızlarını koydu masaya. Polis silahını. Mert, geçenlerde satın aldığı bongu. Duru’nun sevgilisi almayı planladığı arazinin tapusunu ve güvercinlerini koydu. Arturo Bandini Camilla’ nın tırmandığı pencereyi koydu.

‘Sıra sende’ diye seslendi Ekin Derin’e. Derin, tırnaklarını yiyordu. Yavaş yavaş masaya yürüdü. Ve Deniz i koydu. Duygu üçe kadar sayacaktı. Ve herkesin en çok sevdiği, vazgeçemediği masadaki o şeyler başkalarının olacaktı. ‘Bir, iki, üç…’

Tanrım hepsi rüyaydı…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder