arkandan konuşup yüzyüze gelince dilini yutanlardan vazgeç.
mantığını sorgulamayıp körü körüne inanıyorum diyenlerden
kendisine değer emanet edilmesinin farkına varamayanlardan
yazdığı dilekçeyi çiğneyip yutmak zorunda olanlardan
ve saygıyı hep gittiği yerde unutanlardan vazgeç.
açıklıktan bahsedip önüne koyduğu duvarı geçemeyenlerden
gitmek gerek deyip yerinde sayanlardan
'oysa ki ne kadar da istemiştim sizi yaşamımın tam merkezine yerleştirmeyi;
bir günü nasıl geçirdiğimi bilmenizi,
nelerden kaçtığımı,
neler yaptığımı, nelerden korktuğumu,
hayallerimi, isteklerimi, ihtiyaçlarımı...'
diye bence güzel şeyler söyledikten sonra yaşadığı yerde
'burası çok güzel. ama şimdi gitmeyelim. çünkü gereksiz insanlarla karşılaşabilirsin:.'
cümlesini kurmaktan çekinmeyenlerden vazgeç.
gözleri büyük olayları seçmeye programlı olan insanlardan
telefonu elinden düşmeyenlerden
ve nedendir bilmem
sürekli birilerinin kendilerini çekemediğini düşünen insanlardan vazgeç.
kendileri kabul etmese de hayatlarını birilerine göre yönlendiriyor olanlardan
o birileri olmadığında ikinci yüzünü giyip pat diye başkalarının yanında bitenlerden
ve bunu çok rahat bir şekilde yapanlardan vazgeç.
'hayır' yerine 'cık' diyenlerden
facebook u dedikodu aracı olarak kullananlardan
arkadaş görünüp hissettiklerini gizleyenlerden
çok sevdiğini söyleyen ama sevdiğinin yarattığı boşlukta
başkalarıyla sevişmekten kendini alıkoyamayanlardan vazgeç.
sadece herhangi bir yerdeki sevgili olabilmeyi başaranlardan
birilerine anlattıklarıyla sana anlattıkları arasında dağlar olanlardan
her insanın hata yapabileceğini unutanlardan vazgeç.
vazgeç.
çünkü göründükleri gibi değiller.
yüzleri başka tarafa dönük
o yüzden vazgeç.
durma.
erteleme.
vazgeç.
8 Ağustos 2011 Pazartesi
çevir kafanı, onun kalbi senden uzaklaştı bile.
'spermin ötesinde bir mucize sunan adamlar' var.
evet, biliyorum.
işte onları seviyorsun.
öyle ya da böyle
ona ya da şuna rağmen seviyorsun.
ve sanki hiç bitmeyecekmiş gibi yapıyorsun bunu.
artık sevişmiyor olsan da
nasıl olduğunu merak edip yansıtmasan da
ortak olan yaşamınız giderek azalsa da
ve hiç istemediğin halde onun yolundan çekilsen de
seviyorsun.
ve hiç bitmeyecekmiş sanıyorsun.
ama yanılıyorsun.
sevgiden öte saygı varmış
farkediyorsun.
evet, biliyorum.
işte onları seviyorsun.
öyle ya da böyle
ona ya da şuna rağmen seviyorsun.
ve sanki hiç bitmeyecekmiş gibi yapıyorsun bunu.
artık sevişmiyor olsan da
nasıl olduğunu merak edip yansıtmasan da
ortak olan yaşamınız giderek azalsa da
ve hiç istemediğin halde onun yolundan çekilsen de
seviyorsun.
ve hiç bitmeyecekmiş sanıyorsun.
ama yanılıyorsun.
sevgiden öte saygı varmış
farkediyorsun.
23 Temmuz 2011 Cumartesi
15 Temmuz 2011 Cuma
prickade leende.
'yitirdiğin her şeyde kazandığın bir şey var. ve kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. bu yüzden birileri ısınıp dururken dinmez senin üşümelerin. hayat karşına nasıl çıkarsa çıksın, seni ne kadar yıpratırsa yıpratsın sakın vazgeçme! ve unutma; hayallerin olmazsa bir gün başkasının hayali olamazsın. yeni yaşında bütün hayallerinin gerçek olması dileğiyle. mutlu yıllar kızım.'
o sabah bu mesajı aldığımda çok üzüldüm. bir annenin kızının üşüdüğünü bilmesi ne acı. ama doğru, hayallerim kırıldı. bu ikinci kez oluyor. bazıları sürekli 'birisine bir şans daha veriken kendine de bir yanılma payı vermeyi unutma' cümlesini hatırlatıp duruyor. insanlar tuhaf. başkalarına bir şans daha vermeyi seven ve bununla övünen insanlar daha da tuhaf. ben o şansı kendime verdim. kendim için güzel bir aşk ve sadece ikimizin mutlu olacağı bir yaşam diledim. ama bazen daha iyisine ulaşmak istediğinde ve bu mümkün olmadığında bırakmak gerek. ve denizin yolundan çekildim.
hikaye böyle. yitirdiklerime gelince. dudağımın bittiği yerdeki çukur. çünkü uzun zamandır içten gülemiyorum. ya kazandıklarım? yazarak anlatamayacağım kadar çok. ama en somutu upuzun beyaz bir tel saç. her aynaya baktığımda dudağımın bittiği yerdeki çukurun belirmesini sağlayan tek şey. iyi ki var. tyurker olsa 'prickade leende' derdi. noktalı gülücük. hakkaten noktalı gülücüklerin zamanı gelmedi mi artık?
o sabah bu mesajı aldığımda çok üzüldüm. bir annenin kızının üşüdüğünü bilmesi ne acı. ama doğru, hayallerim kırıldı. bu ikinci kez oluyor. bazıları sürekli 'birisine bir şans daha veriken kendine de bir yanılma payı vermeyi unutma' cümlesini hatırlatıp duruyor. insanlar tuhaf. başkalarına bir şans daha vermeyi seven ve bununla övünen insanlar daha da tuhaf. ben o şansı kendime verdim. kendim için güzel bir aşk ve sadece ikimizin mutlu olacağı bir yaşam diledim. ama bazen daha iyisine ulaşmak istediğinde ve bu mümkün olmadığında bırakmak gerek. ve denizin yolundan çekildim.
hikaye böyle. yitirdiklerime gelince. dudağımın bittiği yerdeki çukur. çünkü uzun zamandır içten gülemiyorum. ya kazandıklarım? yazarak anlatamayacağım kadar çok. ama en somutu upuzun beyaz bir tel saç. her aynaya baktığımda dudağımın bittiği yerdeki çukurun belirmesini sağlayan tek şey. iyi ki var. tyurker olsa 'prickade leende' derdi. noktalı gülücük. hakkaten noktalı gülücüklerin zamanı gelmedi mi artık?
12 Haziran 2011 Pazar
ya bu benim içimde mekan tutan da kimdir?
'iki kişiyi görevlendirmişti' cümlesini 'iki şişeyi görevlendirmişti' diye okumakla bugün hayatımın en güzel şeyini yaptım. bir şişe bir kişiden çok daha önemli olabilirdi. ve bir şişeyi milyonlarca kişiye değişebilirdin. değişebileceğim tüm insanları aklımdan geçirdim. zor olmadı ve son derece fazlaydılar. siz şimdi fazla oluşuna takılırken ben bunun ayrımına varabiliyor olmanın zevkini yaşayacağım. hem de bu zevki şişeme anlatacağım, size değil.
kafamda filler sikişiyor. biri çıksın ve iki şişe görevlendirsin istiyorum benim için. duygularımı mantığımın önüne koyabilecek kadar. sarhoş olmamı sağlayabilecek kadar.
'yaz geldi mi bende herkes gibi denizi düşlüyorum, denizi düşünüyorum' diyebilecek kadar. benim sarhoşluğum bu kadar. böyle güzel, böyle özel.
kafamda filler sikişiyor. biri çıksın ve iki şişe görevlendirsin istiyorum benim için. duygularımı mantığımın önüne koyabilecek kadar. sarhoş olmamı sağlayabilecek kadar.
'yaz geldi mi bende herkes gibi denizi düşlüyorum, denizi düşünüyorum' diyebilecek kadar. benim sarhoşluğum bu kadar. böyle güzel, böyle özel.
11 Haziran 2011 Cumartesi
zehir'e karşılık.
ve...
akıtıyorum...
içindeyim artık, en derininde...
bugün de söylediğim gibi
'bir meniyi reddetmek; varolabilecek en büyük günahtır'
işte sen bu yüzden, bu zehire hayır diyemeyeceksin.
hoşuna gidecek çünkü bambaşka bir dünyada uyanmak
ve düşlediğin yerde olmak...
hoşumuza gidecek!
ve bunu yaparken ben;
kainatın en ölümcül,en bencil yaratığı gibi
sadece kendimi düşüneceğim... seni...
ve sen;
'beni bedensel, günaha ilişkin dayanılmaz bir perhiz' e
asla mahkum edemeyeceksin.
istemeyeceksin çünkü...
istemeyeceğiz...
akıtıyorum...
içindeyim artık, en derininde...
bugün de söylediğim gibi
'bir meniyi reddetmek; varolabilecek en büyük günahtır'
işte sen bu yüzden, bu zehire hayır diyemeyeceksin.
hoşuna gidecek çünkü bambaşka bir dünyada uyanmak
ve düşlediğin yerde olmak...
hoşumuza gidecek!
ve bunu yaparken ben;
kainatın en ölümcül,en bencil yaratığı gibi
sadece kendimi düşüneceğim... seni...
ve sen;
'beni bedensel, günaha ilişkin dayanılmaz bir perhiz' e
asla mahkum edemeyeceksin.
istemeyeceksin çünkü...
istemeyeceğiz...
5 Haziran 2011 Pazar
bir günaydın. ama benimkinden.
iş haline gelmiş bir 'günaydın'
evlilik sonrası sikiş gibi.
beni sikme.
evlilik sonrası sikiş gibi.
beni sikme.
makarna.
sıcaktı.bedenler artık daha ince giyiniyorlardı. sen de öyle. ve ben senden yayılan bu gizli güce bile bile kanıyor, bu güçten asla vazgeçemiyordum. arabadan inen beyaz elbiseli kadına baktıkça Fante'nin kasıkları yanıyordu. seni düşündükçe kasıklarım yanıyor, parmak uçlarım hassaslaşıyordu. hissediyordum. eksik olan dokunulası bir tendi. senin tenin. yoktun. gel dersem gelirdin, istiyordum, ama yapamıyordum. istiyordun ve beni bekliyordun. bu bekleyişin süresini sen ve ben belirleyecektik.biz. ve bize arzularımız , hayallerimiz eşlik edecekti.
4 Haziran 2011 Cumartesi
sen de mi güzelsin. onlar kadar.
size bugün deniz ve umutun aşkından bahsedicem.
normal bir gündür. sevgilinle oturuyorsundur. Bir şey olur, o sana bir şey söyler, ama herhangi bir şey, ya da senin aklına çok özel, çok güzel bir şey gelir. ve gidip onu öpmek istersin. tam da dudaklarının bittiği yerdeki çukurdan. nefes aldığım süre boyunca bütün 'gamze' lerden nefret etmiş biri olarak 'çukur' a bayılırım. öpersin. ben çok öptüm. ve bu başka bir his emin ol.
bugün umut denize kullandığı parfümden çok daha güzel koktuğunu söyledi. bu iltifat denizin öylesine hoşuna gitti ki dudağının bittiği yerdeki çukur hemen beliriverdi. ama çukurlar farklı farklı. bu tam öpmelikti. öpmedi.
deniz umut un elini tutmak istedi. tutmadı. bunun adı 'tenin istediği halde tene deyememesi' idi. iliklerimde hissettim.
umutla denizin aşkı bu kadar. sadece söylemek istediğim ikisinin de erkek oluşu. görünüşte. ve doldurulamayan çukurlar. bende de var.
normal bir gündür. sevgilinle oturuyorsundur. Bir şey olur, o sana bir şey söyler, ama herhangi bir şey, ya da senin aklına çok özel, çok güzel bir şey gelir. ve gidip onu öpmek istersin. tam da dudaklarının bittiği yerdeki çukurdan. nefes aldığım süre boyunca bütün 'gamze' lerden nefret etmiş biri olarak 'çukur' a bayılırım. öpersin. ben çok öptüm. ve bu başka bir his emin ol.
bugün umut denize kullandığı parfümden çok daha güzel koktuğunu söyledi. bu iltifat denizin öylesine hoşuna gitti ki dudağının bittiği yerdeki çukur hemen beliriverdi. ama çukurlar farklı farklı. bu tam öpmelikti. öpmedi.
deniz umut un elini tutmak istedi. tutmadı. bunun adı 'tenin istediği halde tene deyememesi' idi. iliklerimde hissettim.
umutla denizin aşkı bu kadar. sadece söylemek istediğim ikisinin de erkek oluşu. görünüşte. ve doldurulamayan çukurlar. bende de var.
20 Mayıs 2011 Cuma
ada çayı.
taze çikolatalı gofretim ve portakallı eti cinim var. portakallı eti cinden milyon tane kişide milyon tane var evet ama kimse benim kadar güzel yemiyor. ve kimse benim gibi mamullerimizin hiç bir çeşidinde domuz yağı ve katkıları yoktur cümlesine takılıp, olsa bin kat daha güzel olurdu diye düşünmüyor. önce kenarlarını yiyorum. ama dilimin portakal jölesiyle buluşmasına asla izin vermiyorum. çünkü o zaman sihri kaçıyor. sen nerden bileceksin ki. iç içe çemberler düşün işte. ben hep en dıştaki çemberle onun içindeki en büyük çemberin dışındaki halkayı yiyorum. ama eti cinde milyon tane iç içe çember var. kusura bakma işte, en güzel ben yiyorum. ama ne var biliyor musun? herkes benim eti cini yediğim gibi bir başka şeyi yiyor aslında. düşünsene abi. bi insanla tanışırsın. önce yüzünü okşarsın. sırtını sıvazlarsın. eline dokunursun falan. ama ömür boyu bunu yapamazsın, biter çünkü. sonra dilin onun ağzının içinde gezinir. bi bakmışsın elin tişörtün altında. bi bakmışsın yarığı savunan askerleri halt etmişsin. böyle abi bu işler. sen de benim gibi dıştan içe yiyorsun işte. ama insan yiyorsun. gelişim hakkaten dıştan içe doğruysa, e abi sen en büyük lokmayı yiyosun. niye dikkatli yemiyosun be abi. niye can yakıyosun?
26 Mart 2011 Cumartesi
Cümlelerim birbirinin ellerini tutmuyorlar. Şimdi fark ettim.
insan elbetteki aptallıklar yapabilirdi. asıl önemli olan nokta hayatını bu aptallıklar üzerine kuruyor olmandı. ben dün gece 'hayatındaki en büyük pişmalığın ne? ' sorusuna artık bi cevabımının olduğuna karar verdim. bunu bikaç sene daha sürdürecek olmam da ayrıca oturdu içime. en derinime.
'niçin konuşmuyorsun' dedi. 'niçin bağırıp çağırmıyorsun, niçin kızmıyorsun, niçin sessizce ağlıyorsun'
yine sustum. ama söylemem gerekir ki, içimdeki taş her gün biraz daha büyüyor. biraz daha ağırlaşıyor.
evet, sürekli müzik dinliyorum. çünkü ilk defa ' where did you sleep last night' sorusunun cevabını bu denli merak ediyorum. sürekli uyuyorum. yatağımı deli gibi seviyorum çünkü. çünkü ben.
'Ben ki her akşam yatağımda
Onu düşünüyorum.
Onu sevdiğim müddetçe
Yatağımı da seveceğim....'
bi de.
çok özlerim, dünyalar kadar.
16 Ocak 2011 Pazar
hykrş.
denizden gelen her şey son derece güzel dedim. midye kabuklarının üzerindeki mumlar yanarken. deniz değil su dedi. asıl gizemli olan su. deniz rengarenk. bugün mavi, yarın yeşil, sonra yeşilin ve mavinin binlerce tonu. ama su berrak dedi. sustum. denizi seviyordum dedim. kokusunu içime çekiyordum, gözlerine bakıyordum, dokunuyordum, sevişiyordum. ama şimdi sadece seviyorum dedim. çünkü ankarada deniz yok dedim. sustum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)